T.C. Cumhurbaşkanlığı
Diyanet İşleri Başkanlığı

Süloğlu Müftülüğü

28.07.2016

ŞEFKAT VE MERHAMET

فَبِمَا رَحْمَةٍ مِّنَ اللّهِ لِنتَ لَهُمْ وَلَوْ كُنتَ فَظًّا غَلِيظَ الْقَلْبِ لاَنفَضُّواْ مِنْ حَوْلِكَ

(Âl-i İmrân, 3/159)

 

ŞEFKAT VE MERHAMET

 

Muhterem Mü’minler!

Şefkat ve merhamet, katı kalpliliği yumuşatan, kin ve düşmanlığı eriten, nefretin yerine muhabbeti getiren, insanları birbirlerine yaklaştıran ve bağlayan bir vasıftır.

Rahman ve Rahim olan, en güzel isimler kendisine ait olan Yüce Allah, azabını söylemeden önce rahmet ve merhametini, af ve mağfiret edici olduğunu bildirir. Onun esmaü’l-hüsnâsı’nın birçoğu şefkat ve merhametini vurgular. O Allah ki, “merhamet etmeyi kendine farz kılmıştır.”[1] ayet-i kerimesi bunun delilidir. Hz. Peygamber (s.a.s), Allah Teâlâ’nın merhametinin, insanlardaki merhametin kaynağı olduğunu dile getirdiği bir hadislerinde şöyle buyurur: “Allah merhametini yüz parçaya ayırdı, doksan dokuz parçasını kendi yanında tuttu. Bir parçasını yeryüzüne indirdi. İşte bu bir parça rahmet sebebiyle yaratıklar birbirine merhamet eder. O kadar ki bir hayvanın yavrusunu emzirirken bir kötülük dokunur diye ayağını kaldırması da bu bir rahmettendir.”[2] Evet. Asıl şefkat ve merhametin kaynağı Yüce Rabbimizdir. O, “Rahmeti gazabına üstün gelendir.”[3] İnsan olmaları itibariyle kullar günah işlemiş olabilirler, ancak Allah bütün günahları bağışlar, “O, çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.”[4] “O’nun kullarına olan merhameti bir annenin evladına olan şefkatinden çok daha fazladır.”[5]

 

Aziz Kardeşlerim!

İnsanlardaki şefkat ve merhamet duygusu en üst düzeyde, Allah’ın hidayet rehberi olarak gönderdiği peygamberlerde bulunur. Kur’an’ın ifadesiyle “Âlemlere rahmet olarak gönderilen”[6] Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), Cenab-ı Hakk’ın rahmetinin yeryüzündeki temsilcisi sıfatıyla bütün hayatı boyunca insanların ilahi rahmetten istifade etmesi için olağanüstü çaba harcamıştır. Bu şefkat ve merhameti sayesinde mü’minler Hz. Peygamber’in etrafında toplanmış onun çağrısına icabet etmişlerdir. O hem şahsı hem de davası açısından kendisine kötülük edenlere bile düşman gözüyle bakmayacak kadar merhamet sahibiydi. Kendi şahsı için asla öfkelenmez ve asla öç almazdı. Yüce Allah bir ayet-i kerimede: “Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi.”[7] Buyurmaktadır.

Resûlüllah (s.a.s)’in merhameti o kadar ileri düzeyde idi ki insanları kurtarmaya çalışırken karşılaştığı cefalara aldırmıyor, bu kabalık ve zulümler onun merhametinde en ufak bir azalmaya neden olmuyordu. Taifliler kendisini taşladıkları zaman mecalsiz bir şekilde oturduğu bir sırada Cebrail (a.s)’ın onları helak etme teklifine “hayır” deyişi, Mekke’yi fethettiği zaman Mekkelileri cezalandırma imkânına sahip iken muzaffer bir lider edasıyla “özgürsünüz” diyerek affetmesi onun merhametinin ne derece ileri seviyede olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.

 

Değerli Müslümanlar!

Şefkat ve merhamet duygusunu yarattıklarının en üstünü olan insanın fıtratına koyan Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de rahmetini azabından iki kat fazla olduğunu zikreder. İslam dininin öngördüğü şefkat ve merhamet tüm yaratıkları içine alacak kadar geniş kapsamlıdır. Anne, baba, çocuklar, kadınlar, yaşlılar, yetimler, kimsesizler, hastalar ve yoksullar başta olmak üzere tüm insanlara şefkat ve merhamet göstermenin yanı sıra diğer tüm canlılara da şefkatli ve merhametli davranmak mü’minlerin görevidir. Aksi takdirde Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in: “Merhamet etmeyene merhamet olunmaz.”[8] Buyruğu üzere ilahî rahmete ve bağışlanmaya ulaşabilmenin yolu başta insana olmak üzere diğer yaratılmışlara da merhametli olmaktan geçmektedir.

 

Kıymetli Mü’minler!

Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s)’in bir hadis-i şerifi ile hutbeyi sonlandırmak istiyorum: “Siz yerdekilere merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin.”[9]

 

Erkan EMCEK

Süloğlu Merkez Camii Müezzin-i Kayyum

 

[1]    En’am, 6/12.

[2]    Buhârî, “Edeb”, 19; Müslim, “Tevbe”, 17.

[3]    Buhârî, “Tevhid”, 15, 22, 28, 55; Müslim, “Tevbe”, 14-16.

[4]    Zümer, 39/53.

[5]    Müslim, “Tevbe”, 22.

[6]    Enbiyâ, 21/107.

[7]    Âl-i İmrân, 3/159.

[8]    Müslim, “Birr ve Sıla”, 23.

[9]    Ebû Dâvûd, “Edeb”, 58; Tirmizî, “Birr”, 16.